ŞİDDET İKLİMDİR; ÇÖZÜM DE ÖYLE…
Toplumun istikameti en çok gençlerinin yüzünde ve sözünde okunur. Orada sükûnet varsa gelecek umut verir; gerilim varsa mesele yalnızca bugünün değil, yarının da meselesi olur. Son yıllarda gençliğin dilinde, tavrında bir sertlik göze çarpıyor. Tepkiler çabuk, hükümler kesin, tahammül alanı dar. Ve bu şiddet sadece fizikî bir taşkınlık olarak değil; dile yerleşen kabalıkta, mizaha sızan alayda, dijital paylaşımlara sinen hoyratlıkta da kendini gösteriyor.
Bu tabloyu yalnızca sonuç olarak görmek elbette eksik kalır. Zira her sertliğin arkasında bir kırılma, her öfkenin gerisinde bir boşluk vardır. Bu ay dergide, gençlikte belirginleşen bu sertleşmenin arka planını; anlam kaybı, aidiyet arayışı, dijital kültür ve zayıflayan rehberlik zeminleri üzerinden ele aldık. Meseleyi yalnızca davranış düzeyinde değil, onu besleyen ruh ve zemin üzerinden okumaya çalıştık. Çünkü kök görülmeden gövdeye yapılan müdahale kalıcı bir iyileşme sağlamaz.
Sorduğumuz ilk soru bizi doğrudan anlam meselesine götürdü. İnsanı ayakta tutan asıl dayanak, sahip olduğu kök duygusudur; nereye ait olduğunu bilmesi, niçin yaşadığını kavraması ve hayatını hangi değerler üzerine kurduğunun şuurunda olmasıdır. Kimlik berraklaşmadığında iç dünyada sessiz bir boşluk oluşur; bu boşluk huzursuzluğu, huzursuzluk da kontrolsüz tepkileri besler. Aidiyet ihtiyacı karşılanmadığında genç, kendisini güçlü ve görünür hissettiren her söyleme yönelir. Sert dil, keskin tavır ve dışlayıcı üslup çoğu zaman bu arayışın dışa yansımasıdır. Çünkü öfke, çoğu kez fazlalığın değil, giderilememiş eksikliklerin işaretidir.
Dijital dünya bu boşluğu hızlandıran ve derinleştiren bir zemin de sunmuş oldu maalesef. Sosyal medya ifade imkânı sağlarken aynı zamanda kıyas, teşhir ve linç kültürünü besliyor; ekran arkasında kurulan cümleler yüz yüze söylenemeyecek kadar hoyratlaşabiliyor. Hakaret sıradanlaşıyor, alay mizahın parçası gibi sunuluyor, aşağılamak cesaretle karıştırılıyor. Okul içindeki akran zorbalığı ile dijital mecralardaki saldırganlık birbirini besliyor; böylece şiddet tekil bir taşkınlık olmaktan çıkıp bir iklim, bir alışkanlık, hatta bir üslup hâlini alıyor. Otorite boşluğu ve rehberlik eksikliği de bu süreci güçlendiriyor. Öfkesini tanımayı ve terbiye etmeyi öğrenemeyen genç, bu duyguyu dışa taşıyor; böylece mesele yalnızca davranış değil, onu besleyen zemine dönüşüyor.
Bu sebeple şiddetle mücadele yalnızca yasak ve ceza ile sınırlı kalamaz. Kalıcı dönüşüm için değer inşası ve insani/imani kimlik sağlamlığı şarttır. Gençliğe sürekli yanlışı göstermek yerine doğruyu yaşanır kılmak, şuur kazandırmak ve gerçek bir aidiyet zemini sunmak gerekir. Kimlik sağlamlaştıkça, sorumluluk duygusu yerleştikçe ve merhamet terbiyesi güçlendikçe sertlik azalır; insan kendisini kıymetli ve anlamlı hissettiğinde başkasını ezmeye ihtiyaç duymaz. Boşluk, ancak iman hakikatleriyle ve köklü değerlerle doldurulduğunda kapanır.
Ramazan günlerindeyiz. Nefsi terbiye eden, sabrı öğreten, infakı ve merhameti çoğaltan bir mevsim… Kalbi arındıran bu mübarek zaman dilimi, sertliği yumuşatacak en güçlü zemindir. İç dünyamızda kurulan sükûnet toplum iklimine de sirayet eder.
Vesileyle Ramazanınızı tebrik, Kadir Gecesi’nin kalplerimize imanımızı tazeleyen bir şuur, günahlarımızdan arınmaya vesile bir rahmet ve kulluğumuzu derinleştiren bir idrak lütfetmesi niyazıyla, Ramazan Bayramı’nın hanelerimize sekînet, gönüllerimize muhabbet, gençlerimize istikamet ve ümmete yeniden diriliş azmi bahşetmesini Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederiz.