“Marîz, hasta bir asrın, hasta bir unsurun, alîl, hastalıklı bir uzvun reçetesi, ittibâ’-ı Kur’ân’dır, Kur’ân’a tabi olup ona uymaktır.”
“Ey eski çağların, cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları olan muhterem din kardeşlerim!
Beş yüz senedir yattığınız yeter! Artık Kur’ân’ın sabahında uyanınız. Yoksa Kur’ân-ı Kerîm’in güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrasında yatmakla, vahşet ve gaflet sizi yağma edip perişan edecektir.
Kur’ân’ın mecrasından, ayrılarak birleşmeyen su damlaları gibi toprağa düşmeyiniz. Yoksa toprak gibi sefâhet, günahlar ve şehvet-i medeniye, medeniyetin kötü istekleri sizi emerek yutacaktır. Birleşen su damlaları gibi Kur’ân-ı Kerîm’in saâdet ve selâmet mecrasında ittihat ederek, birleşerek, sefâhet ve rezâlet-i medeniyeyi süpürüp bu vatana âb-ı hayat, hayat suyu olan hakîkat-i İslâmiye sularını akıtınız.
O hakîkat-i İslâmiye suları ile bu topraklarda îmân ziyası altında hakiki medeniyetin fen ve sanat çiçekleri açacak, bu vatan maddî ve manevî saâdetler içinde gül ve gülistana dönecektir inşâllah.”
“Ey âlem-i İslâm! Uyan, Kur’ân’a sarıl! İslâmiyet’e maddi ve manevi bütün varlığınla müteveccih ol!, Ona yönel”