Farkında mısın zaman elimizden kayıp gidiyor…
Üç aylar akıp giden zamanın içerisinde bir “dur” çağrısıdır; durup düşünmeye, yavaşlamaya, yön tayin etmeye davet eden manevî bir iklimdir. Bak, şimdi tam da böylesi bir zamanın içindesin.
Fakat ne var ki günlerimiz parmak uçlarımızın altında akıp gidiyor. Bildirimler, mesajlar, videolar, başlıklar… dijital dünyanın baş döndüren hızlı akışı içinde zihin hiç durmuyor, kalp hiç dinlenemiyor. Bil ki, her şeye yetişmek zorunda değilsin; ama kendine ve Rabbine dönmek zorundasın. İşte içinde bulunduğumuz bu manevi iklim, ekranlardan bir parça ayrılıp kalbe yaklaşma mevsimidir. Bir aralar camilere asılan şu yazının ifadesiyle, Rabbinizle iletişimi koparmamak için bildirimlerinizi kapatma zamanlarıdır…
Biz bu sayımızda, dijital hayatın bize ettiklerini konuşmak istedik. Fazlalıkları ayıklamak, dikkati toparlamak, kalbi asıl muhatabıyla yeniden buluşturmak niyetine girdik.
Evet, artık uzun yazıları okuyamıyor oluşumuz, derinliğe değil hıza alıştırılmış zihinlerin doğal sonucudur. Binaenaleyh sürekli bölünen dikkat, ibadeti de zorlaştırıyor; tefekkürü de. Dijital hafıza güçlendikçe insan hafızası tembelleşiyor, sabır kısaldıkça kulluk yüzeyselleşiyor. “Hemen oluversin” kültürü, manevî yolculuğun tabiatına aykırı bir acelecilik üretiyor.
Duygusal dünyamızda da benzer bir dağınıklık var. Sosyal medyada sergilenen hayatlar, insana kendi hayatını eksik hissettiriyor. Kaygı artıyor, yalnızlık derinleşiyor. Sanal çok bağlantı var ama gerçek bağlar zayıflıyor. Aile hayatında ekranların açtığı mesafe daha da görünür hâle geliyor. Fotoğraf: Aynı evde, aynı masada ama farklı dünyalarda yaşayan insanlar…
Çocukların duygusal gelişiminde ekranların belirleyici olması, sadece pedagojik değil, manevî bir meseledir. Kimlik ve benlik algımız da bu dijital iklimde şekilleniyor. Kişilikten çok profil, değerden çok beğeni, emekten çok görünürlük konuşuluyor. Toplum olarak da hakikatin değil, imajın konuşulduğu bir çağdayız. Algılar hızlı, yaralar derin. Dijital linçler, mahremiyetin metalaşması ve yüzeysellik, ortak ruh hâlimizi zedelemiyor, perişan ediyor.
Öncelikle şunu söyleyeyim ki bu dosya, bir serzeniş değil; bir davettir. Hem dijital detoks, ekran orucu, bildirim diyeti, zihin hijyeni… bunlar modern dünyanın lüksleri değil, çağımızın zaruretleridir. Ve üç aylar, bu adımlar için en bereketli zamandır.
Bu sayıyı, üç ayların ikliminde, ekranlardan biraz uzaklaşıp kalbe yaklaşmak isteyenler için hazırladık. Daha az uyarı, daha çok dikkat. Daha az gösteri, daha çok ihlâs ve samimiyet. Daha az hız, daha çok huzur…
Araçlar amacınız olmasın.
Üç aylarınız, dikkatinizi toparladığınız, kalbinizi yenilediğiniz, Rabbimizle iletişimin farkında olduğumuz gerçek bir başlangıç olsun.