BİR TAŞ İLE DUVAR OLMAZ
Bugün İslâm dünyasının en büyük ihtiyacı, yeni tartışmalar değil, yeniden birlik şuurudur. Çünkü dağınıklık sadece zayıflık değil; doğrudan geleceğimizi etkileyen büyük bir tehlikedir. Coğrafyamız geniş, nüfusumuz kalabalık, tarihimiz derin, imkânlarımız azımsanmayacak kadar büyük. Fakat bütün bunlara rağmen beklenen kuvvet ortaya çıkmıyorsa, burada eksikliğin imkân değil birlik olduğu aşikardır.
Kur’ân-ı Kerîm’in “Çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider” ikazı da toplumların yükseliş ve çözülüş kanunu olarak çıkar karşımıza. Tarih de bunu defalarca teyit etmiştir. Kalpler aynı hedefte birleştiğinde zor zamanlar aşılmış; ayrılık büyüdüğünde en güçlü yapılar bile sarsılmıştır.
Bu sayımızda yer alan yazılar aynı hakikati farklı yönlerden ele alıyor. Mehmet Âkif’in ümmet birliğine dair fikirleri, bize yalnız bir şairin hissiyatını değil, bir devrin acısını da gösteriyor. Âkif, asıl tehlikenin sadece dış baskılar değil, içeride kardeşlik bağlarının zayıflaması olduğunu hatırlatıyor. Kavmiyetçiliğin, ayrışmanın ve iç çekişmenin ümmeti içeriden çökerten bir yara olduğunu açıkça söylüyor.
İdris-i Bitlisî örneği ise bize başka bir şey gösteriyor: İttihad akıl, siyaset ve toplama iradesidir. O, parçalanmış güçlerin nasıl zayıflığa dönüştüğünü görmüş; buna karşılık farklı unsurları ortak bir merkez etrafında toplamanın ne kadar hayati olduğunu fark etmiştir. Bu yönüyle Bitlisî, birliğin sadece sözle değil; hikmetle, kuşatıcı bir dille ve ortak menfaati önceleyen bir bakışla kurulabileceğini gösterir.
Dergimizde yer alan yazılar bir başka önemli noktaya daha dikkat çekiyor: İttihad-ı İslâm ütopya değildir. Zor olabilir; fakat imkânsız değildir. Çünkü birlik, kardeşlik ve dayanışma bu dinin müminler için koyduğu asli ölçülerdendir. Asıl olan ayrılık değil, vahdettir. Bu yüzden yeniden birlikten söz etmek, kaybettiğimiz asli istikameti yeniden hatırlamaktır.
Bugün coğrafyamızda yaşanan hadiseler de bunu açıkça gösteriyor. İslâm coğrafyasının farklı yerlerinde süren savaşlar, yıkımlar, göçler ve insani krizler, ortak bir vicdan ve ortak bir duruş ihtiyacını her geçen gün daha görünür hâle getiriyor. Bir yerde yaşanan acı başka bir yerde sadece haber olarak kalıyorsa, burada ümmet bilincinin zayıfladığı açıktır. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirini yıpratan değil tamamlayan bir dil; ayrıştıran değil yakınlaştıran bir üsluptur.
Elbette birlik, herkesin her konuda aynı düşünmesi demek değildir. Hakiki ittifak; farklılıkların çatışma sebebi değil, tamamlayıcı unsur hâline gelmesidir. Asıl mesele, küçük farklılıkları büyütmek değil, bizi bir arada tutan büyük esasları öne çıkarmaktır. Çünkü ümmetin kuvveti, ortak gayeyi büyütebilmesindedir.
Bu sayımızda tarihî tecrübelerle bugünün sarsıntılarını birlikte değerlendirerek şu hakikati vurguluyoruz: Müslümanlar için ittifak ve ittihad, güzel bir düşünce ve temenni olmanın ötesinde hayati bir meselesidir. Birlik varsa kuvvet vardır, kuvvet varsa izzet vardır, izzet varsa istikbal vardır. Bu yüzden bugün bize düşen, birliği sadece konuşmak değil, onu bir sorumluluk olarak yeniden kuşanmaktır. Dergimizin bu sayısında ayrıntılarıyla ele alındığı üzere, bu zamanda da her zamankinden daha fazla ittifak ve ittihada mecbur ve mükellefiz.