TERÖRSÜZ TÜRKİYE: YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Türkiye, yaklaşık yarım asırdır devam eden terörün yol açtığı acıları ve kayıpları geride bırakmanın imkânlarını konuşuyor. Terörsüz Türkiye, yalnızca silahların susmasıyla sınırlı olmayan; toplumsal güvenin güçlendirilmesini, kardeşlik hukukunun yeniden ihyasını ve müşterek geleceğimizin inşasını da içine alan geniş bir meseledir.
Terörün geride bıraktığı ağır bilanço, kaybettiğimiz canlardan ve ekonomik imkânlardan ibaret değildir. Nesiller boyunca taşınan endişeler, birbirinden uzaklaşan insanlar, zayıflayan aidiyetler ve yerleşen önyargılar da bu tahribatın parçalarıdır. Bu sebeple yeni bir başlangıç, geçmişin acılarını unutmadan geleceğin imkânları üzerinde düşünmeyi gerektiriyor.
Bediüzzaman Said Nursî, bir asırdan fazla zaman önce kaleme aldığı Münâzarât adlı eserinde bugün de üzerinde durulmaya değer bir düşünce zemini ortaya koymuştur. Cehalet, ihtilaf, istibdat, hürriyet, meşveret ve eğitim meselelerini ele alırken toplumsal problemlerin yalnızca görünen neticeleriyle değil, onları meydana getiren sebepleriyle de ilgilenmiştir. Onun yaklaşımı, bugünün meselelerini değerlendirirken tarihî birikimimizden nasıl istifade edebileceğimiz konusunda önemli imkânlar sunmaktadır.
Türklerle Kürtlerin müşterek tarihini yalnızca son kırk yılın hadiseleri üzerinden okumak, asırlar boyunca oluşmuş büyük bir birikimi göz ardı etmek olur. Aynı inanç dünyasında buluşan, aynı medeniyetin inşasına emek veren, aynı vatanın sevinçlerini ve acılarını paylaşan insanların ortak hafızasında ihtilaflardan çok daha fazlası vardır. Ancak bu tarihî mirası hatırlamak kadar, yaşanan acıları ve farklı toplumsal tecrübeleri anlamak da önemlidir. Zira kardeşlik, yalnızca müştereklerimizi dile getirmekle değil, birbirimizin hukukunu gözetmekle kuvvetlenir.
Meselenin belki de en önemli tarafı, yetişen nesillerin kendilerini hangi değerler dünyasına ait gördükleri ve geleceklerini nasıl tasavvur ettikleridir. Gençlerin birbirlerini geçmişten devralınan korkularla değil, bugünün gerçekleriyle tanımaları; kendi dil ve kültürlerini yaşatırken müşterek tarihimizin ve geleceğimizin de bir parçası olduklarını hissetmeleri önem taşımaktadır. Eğitimden kültüre, aileden istihdama kadar atılacak adımların bu bakımdan değerlendirilmesi gerekir.
Bu süreçte sivil toplumun sorumluluğu da yalnızca toplantılar düzenlemek ve iyi niyet beyanlarında bulunmak değildir. Asıl vazife, insanlar arasında güven köprüleri kurmak, mahallî ihtiyaçları doğru anlamak, farklı kesimleri müşterek çalışmalar etrafında buluşturmak ve istişarelerden somut neticeler çıkarmaktır. Özellikle bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının tecrübeleriyle ülke genelindeki kuruluşların birikim ve imkânlarının buluşması, karşılıklı anlayışın gelişmesine katkı sağlayacaktır.
Elinizdeki dosyada Terörsüz Türkiye meselesini tarihî hafızamızdan gençlerin aidiyetine, dil ve kültürden toplumsal güvene, sivil toplumun sorumluluklarından müşterek gelecek tasavvuruna kadar farklı yönleriyle ele almaya çalıştık. Maksadımız, meselenin bütün boyutlarını tüketmek değil; üzerinde yeniden düşünülmesi gereken hususlara dikkat çekmek ve müşterek akla katkıda bulunmaktır.
Nihayetinde yeni bir başlangıç, yalnızca geçmişin yüklerinden kurtulmak değil, geleceği hangi esaslar üzerine kuracağımızı da belirlemektir. Bediüzzaman'ın Münâzarât'ta üzerinde durduğu meşveret, adalet ve eğitim anlayışı, bu bakımdan yeniden düşünülmeye değerdir. Farklılıklarımızı ihtilaf sebebi hâline getirmeden, müşterek değerlerimizi kuvvetlendirerek ve birbirimizin hukukunu gözeterek inşa edeceğimiz bir gelecek, hepimizin ortak meselesidir.